Aile hikâyemizi anlatan belgeselde, “Aslında babam bir fidan dikti” demiştim. Lale 1973’ün geçmişine ve bugün taşıdığımız sorumluluğa baktığımda, bu sözün benim için ne kadar çok şey anlattığını görüyorum. Rize’nin Çayeli ilçesinde başlayan bu hikâyede yıllar boyunca verilen emek, birlikte çalışmanın öğrettikleri ve kuşaktan kuşağa aktarılan bir çalışma kültürü var.
Bir aile işletmesinde geçmiş, günlük işlerin içinde yaşamaya devam eder. Malzemenin seçiminde, yemeğin hazırlanışında, servisin özeninde ve bir soruna verilen karşılıkta o geçmişin izleri görülür. Yıllar içinde oluşan güveni korumak da bu küçük görünen kararları her gün aynı dikkatle almayı gerektirir.
Daha önceki yazılarımda aile işletmesinde yetişmenin ve işi sahada öğrenmenin yönetim anlayışıma etkisini anlattım. Bu kez, o deneyimlerin beraberinde getirdiği bir sorumluluk üzerinde durmak istiyorum: Bizden önce verilen emeği, bugünkü işlerimizde nasıl yaşatır ve gelecek kuşaklara nasıl aktarırız?
Bir kararın arkasındaki emeği görmek
İşletmenin farklı kademelerinde çalışmak, aynı işe farklı insanların gözünden bakmayı öğretiyor. Mutfaktaki hazırlığı, servisin zamanlamasını, satın alınan ürünün niteliğini ve misafirin beklentisini birlikte düşünmeye başlıyorsunuz. Bir bölümde alınan kararın başka bir bölümün çalışma koşullarını nasıl etkilediğini görüyorsunuz.
Bu deneyim, yöneticinin sorduğu soruları da değiştiriyor. Bir değişiklik gerçekten uygulanabilir mi? Ekibin hazırlanmak için neye ihtiyacı var? Hız kazanırken hangi ayrıntıyı gözden kaçırabiliriz? Misafire verdiğimiz sözü, mevcut çalışma düzenimizle yerine getirebilir miyiz?
Lale 1973’te mutfaktan servise, müşteri karşılamadan mal alımına kadar farklı alanlarda edindiğim deneyim, yönetim sorumluluğuna bu sorularla yaklaşmamın temelini oluşturdu. Yapılan işi tanımak, alınan bir kararın sonucuyla birlikte o sonuca ulaşmak için verilen emeği de değerlendirmeyi sağlıyor.
Kaliteyi günlük işlerde korumak
İyi malzeme, temizlik ve hizmet özeni, bir aile işletmesinin ortak çalışma anlayışının parçası hâline gelebilir. Bu anlayışın yeni çalışanlara ve yeni kuşaklara aktarılması için her uygulamanın gerekçesini açıklayabilmek gerekir. Hangi ürünü neden seçtiğimizi, hazırlığın hangi aşamasına neden dikkat ettiğimizi paylaşmak, bu aktarımın başlangıcıdır.
İşin gerekçesini öğrenen kişi, beklenmeyen bir durumla karşılaştığında daha sağlam bir değerlendirme yapabilir. Böylece deneyim, ekip içinde paylaşılan ve birlikte çalışmayı kolaylaştıran bir bilgiye dönüşür. İşletme kültürünün devamlılığı açısından bu paylaşımı değerli buluyorum.
Lale 1973’ten Lale Et ve Süt yapılanmasına uzanan gelişimi de bu gözle değerlendiriyorum. Restoranda edinilen ürün, kalite ve tedarik tecrübesi, yeni çalışma alanlarına yönelirken yol gösteriyor. İş büyüdükçe, korunması gereken özeni açıkça tanımlamak ve günlük uygulamalarda sürdürmek daha fazla önem kazanıyor.
Geçmişe saygının bugünkü karşılığı
Aile hikâyeleri, işletmenin hangi koşullarda doğduğunu ve onu ayakta tutmak için nelere emek verildiğini hatırlatır. Bu birikim, bugün aldığımız kararlara da yön verebilir. Bunun için geçmişten gelen çalışma disiplinini, günlük ilişkilerimizde ve davranışlarımızda yaşatmamız gerekir.
Ustadan çırağa bilgi aktarımını bu devamlılığın önemli bir parçası olarak görüyorum. Deneyimli bir çalışanın dikkat ettiği ayrıntıyı genç bir ekip arkadaşına anlatması, öğrenme sürecinde sabır göstermesi ve yapılan işin nedenini paylaşması, işletmenin birikimini geleceğe taşır.
Yönetici olarak bu sürece katkı vermenin yolu da emeği tanımaktan, çalışanı dinlemekten ve işin yapıldığı koşulları anlamaktan geçiyor. Aileden devralınan değerlere sahip çıkmak, birlikte çalıştığımız insanlarla kurduğumuz ilişkide somut bir karşılık buluyor.
Güveni her gün yeniden hak etmek
Misafir için işletmenin geçmişiyle bugünkü deneyimi aynı masada buluşur. Beklediği lezzeti, temizliği ve ilgiyi o ziyaretinde görmek ister. Geçmişten gelen güven, günlük hizmette gösterilen özenle devam eder.
Bu nedenle hizmeti bir bütün olarak ele almak gerektiğine inanıyorum. Mutfak, satın alma ve servis birbirini desteklediğinde, misafire verilen sözün arkasında ortak bir çalışma düzeni bulunur. Her çalışanın katkısı, masaya ulaşan deneyimin bir parçasıdır.
Misafiri dinlemek de bu düzenin içindedir. Memnuniyetin ya da bir aksamanın nedenini anlamak, işletmeye dışarıdan bakabilmemizi sağlar. Buradan öğrendiklerimiz, hangi uygulamaları korumamız, hangilerini geliştirmemiz gerektiğini gösterir.
Gelecek kuşağa ne bırakıyoruz?
Lale 1973 Yönetim Kurulu Başkanı olarak sorumluluğumu, geçmişten gelen birikimi bugünün işleyişinde yaşatmak ve geleceğe aktarılmasına katkı vermek olarak görüyorum. Yapılan işi tanıyan, sorumluluk alan ve birbirinin emeğine saygı duyan insanların yetişmesi, bu sorumluluğun önemli bir parçası.
Bir aile işletmesinin devamlılığı, sonraki kuşağın işi öğrenebilmesi ve kendi katkısını sunabilmesiyle de ilgilidir. Deneyimi paylaşmak, beklentileri anlaşılır kılmak ve sorumluluk üstlenecek insanlara öğrenme fırsatı vermek bu süreci destekler. Her kuşağın, kendisine ulaşan birikimi anlayarak geliştirmesi gerekir.
Babamın diktiği fidanı düşünürken bugün bize düşen görevi de daha iyi anlıyorum. O fidanın büyümeye devam etmesi için emeğe sahip çıkmamız ve bizden sonrakilerin de bu emeğin değerini anlamasına yardımcı olmamız gerekiyor. Bir aile işletmesinde geleceğe bırakabileceğimiz en kıymetli miraslardan biri, işte bu çalışma kültürüdür.
Lale 1973 Yönetim Kurulu Başkanı
Önceki yazılar ve yazar bilgileri: Lale 1973 yazar merkezi
Aile hikâyesinin belgeseli: Ustadan Çırağa, Babadan Oğula Bir Lezzet Yolculuğu
Substack yayını: Aslında Babam Bir Fidan Dikti









